BURCU KARA
Yağmur öncesinde tatlı bir rüzgar eser,
Ardından bir bir dökülür damlalar...
Burcu'nun gözlerine baktığımda önce o tatlı,
içten gülümseyişi sardı tatlı bir rüzgar gibi etrafımı.
Sonra dudaklarından döküldü bir bir cümleler...
Keyif aldığım, güzelliğine ve doğallığına hayran kaldığım, samimi ve içten tavrıyla beni şaşıtmayı başaran ender insanlardan biri oldu Burcu Kara... Gelin bu keyifli sohbetimize sizde ortak olun...
* Öncelikle "güllü" oyunundan başlamak istiyorum. Bu oyunun kadrosuna dahil olmanız nasıl gerçekleşti?
Haziran gecesi, bittikten sonra -tabi çok keyifli, çok iyi bir iş olduğu için- ben ondan sonra bir türlü içime sinen bir şey bulamadım. Çok fazla proje geldi, çok iyi şirketler falan filan... Ama bir türlü "işte bu" dediğim bir şey olmadı. Bende dedim ki; yeni bir sezona giriyoruz, bu sezonu boş geçirmeyeyim. Ne yapayım? Oyunculuğumu geliştireyim. Bunun en iyi yeri neresi? Tiyatro... Ondan sonra tiyatronun bir tarafında ucunda, köşesinde olmayı çok istedim, diledim. Ama hiç böyle bir görüşmem olmadı. Ben bu kararı verdikten üç gün sonra Allah beni duydu, yardım etti resmen Çolpan İlhan aradı. Burcu, dedi. Güllü, diye bir oyun yapacağız. Güllü'yü senin oynamanı istiyorum. Ne dersin? Aman abla, dedim. Ben yapabilir miyim? Yani ben tiyatro çok isterim ama hani bir başrol, laz şivesi falan yapabilir miyim? Neden yapamayasın, gel görüşelim, dedi. Bir-iki gün sonra gittim. Sonra yapabilir miyim? Sonuçta Atıf Yılmaz'ın öyküsü tiyatro dialektine çevrilmiş, Türk sinemasının çok önemli klasiklerinden, Türkan Şoray'la anılıyor. Bir tiyatro sanhesinde başrol oynayacağım, sesimle laz şivesi yaparak oynayacağım, şarkı söyleyeceğim. Yani elim ayağım titredi. Sonra yönetmenimiz Aliye Uzunatağan, Burcu gel ben seni bir deneyeyim, dedi. Tamam hocam, dedim. hiç darılmak, gücenmek yok. Yani siz bana şeyde diyebilirsiniz; Burcu'cum sen biraz daha pişsen, sonra bir-iki yıl sonra tekrar yaparız bir şey... Ya da ben hocam bu işi yapamayacağım, siz benden vazgeçin. Size hiç zaman kaybettirmeyeyim diyeyim, diye söz verdik birbirimize. Sonra beni denedi. Tamam Burcu'cum ben seninle uğraşmaya hazırım. Bir ay sonra kendini tanıyamayacaksın, dedi. Sonrasında gerçekten öyle oldu. Ben iki günde bir kaç kere senaryoyu okuyup bütün diyalekti çözmüş bulundum. Ve laz şivesinin inanamayacağım kadar hızlı üstesinden geldim. İki-üç kere okudum ve sanki kırk yıllık lazlar gibi şivesiyle konuşmaya başladım. Çok sevdiğim bir yöre olduğu için aslında bilinçaltımda varmış.
* Şive için özel ders aldınız mı ya da birileriyle özel bir çalışma yaptınız mı?
Hayır... Hiçbir şey yapmadım. Kendi kendime çalıştım. Sonrasında çok iyi olduğumu söylüyorlar. İnşallah ben de Türkan Şoray'ın tırnağı olabilirim yani...
* Spikerlikten, oyunculuğa geçiş yaptınız. Buna ne vesile oldu?
Ben hiç oyunculuğu falan düşünen biri değildim. Aslında çok utangaç bir tipimdir. Şu anda sahneye çıkıp bir tiyatro oyununda başrol oynadığıma inanamıyorum. Ben kendi kendine bile şarkı söylemeye utanan biriyimdir. İki buçuk seneden beri bir müzisyenle beraberim ve bana yalvarır şarkı söyle diye, söyleyemem yani. Ben haber spikeriydim. İki buçuk sene falan savaş sürecinde böyle bir şey oldu. Sonra ben oradan ayrıldım. Benden birileri yapımcılara bahsetmiş. İnsanlar beni aramaya başladılar. Yani aklımda hiç böyle bir şey yokken... Sonra görüştük. Neden böyle bir şey olmasın, dedim. Bana çok güzel tekliflerle geldiler. Sonra madem ben bu işi yapacağım profesyonel eğitimini alayım, dedim. Şahika Tekand'a başladım. Ama malesef "Haziran Gecesi" başladığı için onunla bir dönem okuyabildim. "Haziran Gecesi"ne de Abdullah Oğuz ajansı sayesinde başladım. Sonra hayatım komple değişmiş oldu.
* Sahneyi mi yoksa ekranı mı tercih edersiniz?
İkisinin yeride ayrı. Tiyatrodaki durum birebir insanların gözlerinin içine bakarak, nefeslerini duyarak oynamak. Ve yaptığın şeyin anında tepki bulması muhteşem bir şey. Hayatta hiçbir şeyde bunun karşılığını bulamazsınız bu şekilde. Televizyonda biraz fast food durumu var. Bugün var olup, yarın silinebiliyorsun. Seni çok çabuk harcıyabiliyor. İzlenme oranlarına bağlı olarak o kaygıyla, o endişeyle yaptığın bir iş. Sahne öyle değil ama insanların gönlüne girdiğin zaman onlar seni bırakmıyor.
* "Dünyayı kurtaran adamın oğlu" filminde de oynadınız. Bize biraz filmden ve canlandırdığınız karakterden bahseder misiniz?
"Dünyayı kurtaran adamın oğlu" 15 Aralık'ta vizyona girdi. Ben orada Lunatica Prensesi Maya'yı canlandırıyorum. Çok idealist, her zaman halkının yanında olan bir prenses , her zaman iyilerin yanında olan biri. Babası çok güçlü, paralı yani materyalist bir adam. Ve Maya bir aşkın kahramanı. Zaten tüm film bu kızın peşinde geçiyor. Ve filmin sonunda da mutlu bir sonla erkek kahramanla kavuşan biri. Çok eğlenceli, masal kıvamında bir film. Herkes gitsin. Gülümseyerek çıkacaklar filmden...
* Bu filmde de güzelliğiniz yine ön plana çıkmış. Doğallığınızla da bir çok bayanın örnek aldığı bir bayansınız. Peki siz cildiniz için neler yapıyorsunuz?
Valla cildimi doğallığa borçluyum. Ben o konuda çok tembel biriyim. Öyle kendine bakan bir tip değilim. Bakımlı kadınlara da bayılıyorum, özeniyorum. Ama bir o kadar da ne kadar uğraşırsan o kadar arttıklarını düşünüyorum ben bir çok şeyin. Güzelliğin, sağlığın her şeyin içten geldiğini düşünüyorum. Ben mesela bazı dönemlerde aşırı yemek yerim. Arkadaşlarım bana sinir olur. Ya yiyorsun, yiyorsun kilo almıyorsun. Biz duba gibiyiz, falan diye söylenirler. Ben kilo almayacağım diye yiyorum. Ne kilo alması ya? Ben onu yakarım, diyorum. Hiç düşünmeden tasalanmadan yemek yiyorum. Birçok şey öyle. Ben mesela yüzümü yıkayıp, sabunlayıp, gül suyu döküyorum bir pamuğa, üstünede tonik döküyorum. Onunla bir güzel temizliyorum. Sonra nemlendiricimi sürüp yatıyorum. Başka hiçbir şey yapmıyorum. Ergenlik çağımda çok meraklıydım, duyduğum her şeyi yapardım. Ama bıktım artık. Günlük hayatımda asla makyaj yapmıyorum mesela. Sadece allık sürerim. Biraz uyku problemim, gözaltı problemim var benim. Gözlerim genelde böyle mor halkalar diyorsunuz ya, mor halkalı ve şiştir. O yüzden muhakkak gözaltı kapatıcımı sürerim çıktığım zaman. Birde parlatıcı sürerim. Göz makyajı temizlemekten nefret ediyorum. O yüzden mümkün olduğunca rimel sürmüyorum. Ancak ciddi bir neden olacak. Ama onun dışında gerçekten çok özeniyorum. Yani en azından banyodan çıkınca bir vücuduna bir nemlendirici sür. Yok yani yapmıyorum. Ben alma meraklısıyımdır. Ambalajını beğendiğim her şeyi alıyorum. Ama hepsi raflarda bekliyor. Çok kıymetlidir bir de... Kimseye vermem mesela. Uyuz olurum kardeşim falan aldığı zaman. Yani hiç örnek biri değilim bu konuda...
* Yavuz Bingöl'le olan birlikteliğiniz bir ara dillerde çok dolandı. İlişkiniz şu anda ne durumda?
Biz baştan beri ortalarda olmayan bir çifttik. Evlensek de, böyle bilmem ne çıkışında, bilmem nerde görüntülenen bir çift olmayacağız hiçbir zaman. Ortada olmadığımız için insanlar ileri geri konuşabilirler. Görülmedikleri zaman insanlar ayrılıyor diye bir şey yok. Biz hiçbir zaman görülmedik. Ve bizim ilişkimiz bu yüzden yürüyor. Buna inanıyorum ben. Ne kadar çok insan seni görürse o kadar göz oluyor üstünde. Ve o kadar işin büyüsü kaçıyor, yıpranıyor. Çok şükür herşey yolunda. Çok seviyorum, çok aşığım. O da bana aynı şekilde. Bana hayatımda hiç düşünmediğim şeyleri düşündürttüren bir insan. Evlilik gibi... İnşallah yaza evlenmeyi planlıyoruz....
* Hayırlısı olsun...
Sağol canım Amin...
* Yeni projeleriniz var mı? Sizi nerelerde görebileceğiz?
Ben bir kadın programı yapıyorum bir aydır Showmax'de. İsmi Burcu'yla... Kadın, moda, güzellik, estetik herşey var programda... Kendimiz yapıp, kendimiz eğleniyoruz. Hiçbir reyting kaygısı olmayan, kavga gürültü olmayan, çok seviyeli, çok güzel bir program yapıyorum. Onun dışında haftanın en az üç gecesi "Güllü" var. Orada oynuyorum, turneye gidiyoruz. Onun dışında ben dizi beğenmeyip, beğenmeyip bir projede anlaştım. Bir projeyi beğendim ilk defa. O projede de sürekli bir aksilik oldu. Proje bir türlü hayata geçemedi. O yüzden çok üzgünüm. Şimdi yeni projelere bakacağım. Ocak, Şubat ayı gibi bir dizi projesiyle ekrana gelmeyi çok istiyorum. Çünkü karşıma çıkan herkes ne zaman göreceğiz sizi diyor. Herkes sinemaya, tiyatroya gelemez. Fakat televizyonda olduğunuz zaman Hakkari'de ki insana da, sarayda yaşayana da, gece konduda oturana da ulaşabiliyorsun. İnsanlara ulaşabileceğin ilk ve en elverişli yer televizyon yani... Bakalım hayırlısı olsun...
* Aşk, kariyer, para ve aile... Bunları nasıl sıralarsınız?
Ailem beni yarattığı için ilk sırada. Bunların hepsi birbiriyle ilintili aslında. Aşk... Para ve kariyeri her zaman yaparım. Sonuçta eğitimim var, elim-ayağım tutuyor. Benim illa şurda olacağım, ben bu işi asla yapamam dediğim hiçbir şey yok. Ben çok alçak gönüllü bir insanımdır. Bir gün herşeyi kaybedersem; bir dükkanda tezgahtarlık da yaparım. Hiç dert değil benim için, hiç gocunmam. Ama aşk kolay bulnunan bir şey değil. Hele bu devirde! Bulsan bile sürdürülebilen bir şey değil. Ben zaten aile ve aşkı seçip mutlu olduktan sonra o işime, kariyerime her şeyime yansır bence.